FINDIĞIN “MAKUS TALİHİNİ” DEĞİŞTİRMEK
Fındıkta yaşanan sorunlar sadece bugünün değil uzun yıllardan beri var olanların her ağustos ayı sıcağında kendini yeniden hatırlatmasıdır. Bu sorunları anlamak için fındığın geçmişini de biraz hatırlamak doğru olur.
Türk fındığının ihracatla ilk tanışması Osmanlı’da I. Mahmut döneminde Fransa’ya tanınan kapitülasyonların genişletilmesiyle bu ülkeye yapılan ihracat ile olmuştur. 1940’ların ortalarından itibaren süreç içinde fındık, tütünün ihracattaki yerini alarak Türkiye tarım ürünleri ihracatında ilk sıraya yerleşmiş ve bugün de bu yerini korumaktadır.
Doğrusu Osmanlı’nın mali iflası üzerine 1881 yılında kurulan Duyunu Umumiye İdaresi’nin güdümündeki Reji Şirketi’nde alacaklı Avrupa devletlerine ve bankalara karşı borçların ödenmesinde tütünün oynadığı rolü; genç Cumhuriyet Türkiye’sinde fındık üstlenmiştir. Özellikle Fransa’ya olan borçlar 1929 Dünya Bunalımı sonrasında ürün olarak fındık ile ödenmiştir. Jan Dark’ın engizisyondaki sorgulamalarından Fransızların 15. yüzyılda fındığı bildikleri anlaşılmaktadır. Tarihte bilinen fındık para yerine ilk defa 15. yüzyılda Trabzon Rum İmparatorluğu’nun Cenevizlilerin İran ile ticaretini engellemesi nedeniyle Cenevizlilerin zararını karşılamakta kullanıldı.
Cumhuriyet Türkiye’sinin kurucuları tarımın ülke ekonomisi için öneminin farkındaydılar. Görüşlerini Cumhuriyet’in ilanından önce İzmir İktisat Kongresi’nde açıklamışlardı. Kongrede tarım ve çiftçilerle ilgili alınan kararların her biri, adeta Atatürk’ün altını dikkatle çizerek ve yanlarına notlar alarak okuduğu tarımı ve kooperatifçiliği savunan ütopikler dahil dönemin ünlü iktisatçıların kitaplarını inceleyerek şekillendirdiği fikirlerinin özeti gibidir. Muhtemelen Sovyet Rusya’sında tarımda verimliliği artırmak iddiasıyla küçük çiftliklerin yok edilmesine yol açan zoraki kolektifleştirme hareketlerinin toplumda kıtlığa ve açlığa varan sonuçlarını da biliyordu. Bu nedenle nüfusun %80’inin köylerde yaşadığı bir ülke de kalkınmanın tarımdan başlatılması gerektiğinin ve tarıma dayalı bir sanayileşme politikasıyla sermayenin elde edilebileceğinin de bilincindeydiler. Ülkede hem kamu hem de özel sermayenin yeterli olmadığının bilincinde olan Atatürk’ün kolektifleştirme yerine tarımda sermayenin ortak kullanımını sağlamak amacıyla iktisadi kalkınmanın ateşleyicileri olarak gördüğü küçük çiftçileri kooperatifleşmeye teşvik etmesinin gerisinde dönemin iktisadi ve sosyal gerçekliği vardır. Başka bir gerçeklikte ticaretin özellikle dış ticaretin yabancılar tarafından yürütülmesi nedeniyle bilgi ve beceri eksikliğinin kooperatifleşme ile tamamlanması düşüncesidir. Bu nedenle Atatürk’ün Perslerin büyük hükümdarı I. Hüsrev’in “adalet olmasa köylerde tarım ve bolluk olmaz” sözünü bilip bilmediğini bilmiyorum! ama Osmanlı’da köylünün uğradığı haksızlıklara ve adaletsizliklere karşı yöneten idari kadroları uyarmak üzere TBMM’de “köylü milletin efendisidir” ünlü sözü ile harap ve bakımsız topraklarda kalkınmanın fitilini ateşlemiştir. Cumhuriyet’in hemen başlarında köylünün üzerinde şeriatın vergisi gibi değişmeden duran Aşar vergisinin kaldırması ve gecikmeli de olsa Reji Şirketinin Tekel adıyla millileştirmesi çiftçinin moral motivasyonunu yükseltmiştir.
Bugün zaman zaman teknik ve organizasyon eksikliğine karşın eğer Türkiye, başta fındık olmak üzere dünya tarımında bazı ürünlerde hem üretimde hem de ticarette önemi yerlerde bulunuyorsa; bu Cumhuriyet’i kuranların vizyonu ve kararlılığının sonucudur.
Atatürk’ün yol göstericiliğinde Mithat Paşa ile Balkanlarda başlayan Memleket Sandıkları hareketinin Anadolu’da Ziraat Bankası’nın da destekleriyle kooperatifçilik hareketine dönüşmesiyle başlayan süreçte 1930’ların başlarında başta Giresun olmak üzere Trabzon ve Ordu’da fındık ağacı dikimi seferberliği sonucunda Türkiye çok geçmeden fındık hasadında dünyada ilk sıraya gelmiştir. Ancak bugün Türkiye ihracatındaki payına bakıp, fındığın yeri küçümsenmemelidir. Hala tarım ürünleri ihracatında ilk sırada gelirken, Karadeniz’in geniş bir coğrafyasında 450 bini aşkın çiftçi ailesinin iktisadi faaliyeti fındık üzerine kuruludur.
1993 yılı nisanında Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanan “Karadeniz’de kabuğunu dolduran sorun: Fındık” başlıklı yazımda alıcıların egemen olduğu bir piyasada 1964 yılından itibaren hükümetlerin siyasal kaygılarla yüksek fiyattan alım desteği ile en verimli ovaların fındık bahçesine dönüşmüş olmasının sonuçları gösterilmeye çalışılmıştı. Her ne kadar 1994 yılında taban fiyattan alım destekleme politikasına son verilmişse de bilinen sebeplerle Fiskobirlik ve sonrasında da TMO Hazine adına tespit edilen fiyatlardan fındık alımını sürdürmektedir.
Bugün sorun: Türkiye’nin dünyada üretim ve ihracat üstünlüğünü elinde bulundurmasına karşın, ülke gerçekliğiyle örtüşen bir fındık destekleme politikasının oluşturulamamış olmasındandır.
Fındığın makus talihini yaşayan eskiler hatırlarlar gelinin çeyizine esnafın sermayesine o yıl fındıktan kazanılan para katkı sağlardı. Şimdilerde Dünya Ticaret Örgütü’nün neoliberal politikalar doğrultusunda önerileriyle Avrupa Birliği destekleme modellerinden kopyalanan destekler, fındık gibi ihracata odaklı uluslararası ticarete konu ürünlerde alıcı (ithalatçı) piyasaların fiyat baskısı altında pazar fiyatını aşağı çeken fındık çiftçisi yerine ihracatçı/ithalatçı şirketleri sübvanse eden bir mekanizmaya dönüşmektedir.
Fındık çiftçisinin “çekiç ile örs” arasında kalmaması için işlevini kaybeden Fiskobirlik yerine belli bir sermaye ile üye oldukları ancak yönetim sermayesinin devlette olduğu dış ticaret şirketi niteliğinde kooperatif veya sermaye şirketi kurulması suretiyle kabuklu ve iç fındık ihracatı ile sınırlı olmak üzere fındık ihracatının tek bu şirket vasıtasıyla gerçekleştirilmesi sağlanmalıdır. Ayrıca çiftçilerin öteki şirketlere yapacakları satışlar hariç sadece konu şirkete fındık teslimleri ihracat sayılmalı ve döviz kazandırıcı faaliyetler kapsamında değerlendirilerek fındık üreticilerinin ihracatçılara tanınan haklardan ve kolaylıklardan yararlanması yanı sıra fındık ziraatı için gereken girdi faktörlerinin temini “ihracat kaydıyla mal ve hizmet alımı” kapsamında KDV gibi vergilerden istisna tutulmalıdır. Bundan başka fındık ekim alanları mevcut haliyle korunacak şekilde sınırlandıktan sonra uzun yıllardır miras dolayısıyla hisseli tapulara dönüşen ve bu yüzden de ihtilaflı halde ilgisiz ve bakımsız kalan bahçelerdeki verim kaybının önlenmesi için bu halde olan bahçeler, büyüklüğüne bakılmaksızın yasal olarak müstakil tapulara dönüştürülerek verimlilik artışı sağlanmalıdır.