Köşe yazısı
Büyük Nutuk – Mustafa Kemal Atatürk
İlyas Bey tarafından 12 Eylül’de çekilen bir telgrafı, subaylarınız ve memurlarınız için çeşitli bakımlardan yararlı olacağı düşüncesiyle, olduğu gibi bilginize sunacağım:
Malatya, 12.9.1919
Sivas’ta 3.Kolordu Komutanlığına
Halep’teki İngiliz ordusuna bağlı albay rütbesinde Mösyö P.Peel (Pil) adında bir İngiliz subayı, bugün 12.9.1919 tarihinde öyle üzeri Malatya’ya gelmiştir. Amacının Malatya, Harput ve Diyarbakır bölgelerinde, bölgenin ileri gelenleri, sivil ve askeri memurlarla görüşmek olduğunu, kaçak Mister Nowil’in görevi ile ilgili bir şey bilmediğini ve bu konuda İngiliz Hükümetinin kesinlikle bilgisi olmadığını ve böyle bir propagandacı subayın buralarda gezmesini kabul edemiyeceğini ve aşiretler içerisinde derhal buraya getirilmesi için kendisine emir verileceğini söyledi. Eğer haince bir maksatla buralarda dolaştığı kanısına varırsa,tutuklu olarak Halep’e göndereceğini ekledi. Vali Galip Bey’i de kendisiyle görüşmek üzere, hayatının korunması için kendisine güvence vererek buraya davet etme isteğinde bulundu.Bu hususta, üst makamdan adı geçenin buraya gelebilmesi için emir almadan gelmesinin mümkün olamıyacağını, bunun için ilgili makamlara başvuracağımı da söyledim. Bu izin emrinin süratle bildirilmesi için aracı olmamı rica etti. Kendisi “yüksek siyasi mutemet” adıyla anılırmış.İstanbul Hükümeti onu tanırmış.Burada iki gün kaldıktan sonra Harput’a gidecekmiş. Giriş belgesi yoktur. Kendisine, saygıdeğer bir misafir olduğu ve özel bir saygı gösterileceği söylenmiştir.Valiyi buraya getirtmesine ve bu zatın Harput’a doğru seyahat etmesine izin verelim mi? Bildirilmesini arz ederiz. Sivas’tan şimdi iki subayın geldiği arz olunur.
Bu telgrafta söz konusu edilen hususlar 15. Alay Komutanı İlyasla nasıl hareket edileceğini gösteren görüşlerimiz, şu şekilde kısaca bildirilmiştir.
Sivas, 12.9. 1919
Malatya’da 15.Alay Komutanlığına
İlgi: 12.9.1919
1-Kim olursa olsun, giriş belgesi olmayan yabancı bir subayın Osmanlı ülkesinde işi yoktur. Kendisine büyük bir nezaketle, fakat askeri bir tutumla durumu bildiriniz. Geldiği yere hemen dönmesini isteyiniz. Memleketten çıkıncaya kadar da ileri gelen kimseler ve memurlarla hiçbir siyasi temasa girmemesi için yanına yetenekli, uyanık bir subay veriniz.
2-Kaçak valinin vatan hainliği ile suçlandığını, ele geçince yakalanarak kanunun adaletli pençesine teslim edileceğini, bu konuda yapılacak başka bir şey olmadığını ayrıca anlatırsınız, efendim.
Mustafa Kemal
Efendiler, alınan tertip ve tedbirler ve özellikle gösterilen sertlik ve şiddet sayesinde, Ali Galip ve Halil Beyler’in ayartmaya çalıştıkları aşiretler dağılmış, böylece ümitsizliğe düşen Ali Galip, önce Urfa’ya oradan da Halep’e kaçmıştır. Mister Nowil de göz altında rahatça Elbistan üzerinden gitmiştir.Diğerleri de bir yolunu bularak kaçmışlardır. Bu safhaları daha fazla açıklamakta bir fayda görmüyorum. Bu konuda söylediklerime ek olarak yayınlanacak belgelerin okunmasından, bugün ve gelecek için ibret dersi olabilecek noktalar çıkarılacağını umarım.(Belge: 78,79,80,81)
HAİNLERLE İŞBİRLİĞİ YAPAN FERİT PAŞA KABİNESİNE SALDIRI
Efendiler, bilgilerinize sunduğum belgeleri gördükten sonra, zannederim ki Ali galip tarafından yapılan teşebbüsün padişahın ve Ferit Paşa kabinesi’nin ortak bir teşebbüsü olduğuna şüphe ve tereddüt edenler kalmaz. Bu hainliğin ortak elebaşlarına karşı nasıl bir tavır almak gerektiği bellidir. Ancak, buna karşı yapılacak teşebbüste elden geldiğince açıktan açığa hareket etmekten vazgeçerek ve o günün gereğinden olmakla beraber teşebbüs gücünü çeşitli hedeflere yöneltmekten sakınarak bir noktada toplamak ihtiyatlı bir davranış olurdu. Biz de hucüma hedef olarak yalnız Ferit Paşa Kabine’sini tespit ettik. Padişah’ında bu Ferit Paşa Kabinesi’nin Padişahı olaylardan haberdar etmeyip aldatmakta olduğu tezini tuttuk.Padişah durumu öğrenecek olursa, kendisini aldatanlara müstahak oldukları işlemi uygulayacağına güvenimiz olduğunu ileri sürdük.Hükümetin ortaya çıkmış olan cinayeti üzerine, kendisine güven duyulmayacağı tabii olunduğundan,gerçeklerin yalnız ve ancak doğrudan doğruya padişah’a arz edilmesi ile durumun düzeltilebileceğini, teşebbüslerimiz için hareket noktası olarak kabul ettik. Bu düşünceyle, Eylül’ün 11.günü, Padişaha çekilmek üzere bir telgraf hazırlandı. Bu telgrafta,tahmin edeceğiniz gibi, zamanın gereği olan birçok basma kalıp sözler içinde: Hükümetin silah zoruyla kongreyi basma yoluna giderek Müslümanlar arasında kan dökülmesine sebep olacağı, Kürdistan’ı ayaklandırmak suretiyle vatanı parçalatmak planını para karşılığında yüklenmiş olduklarının belgelerle açığa çıktığı, hükümetin bu işlerde alet olarak kullandığı adamların perişan edilerek kaçmaya mecbur bırakıldığı, yakalandıkları takdirde kanunun pençesine teslim edilecekleri, bu cinayetleri hazırlayan, Dahiliye ve Harbiye Nazırları vasıtasıyla da emredip uygulatan İstanbul Hükümetine milletin güveninin kalmamış olduğu bildirilmiştir.
Sonra namuslu kimselerin oluşturduğu yeni bir hükümetin kurulması, bu casus şebekesi hakkında süratle yasal bir soruşturma yapılarak suçluların cezalandırılması isteniyor.Adil bir hükümet kuruluncaya kadar, İstanbul Hükümeti ile hiçbir haberleşme ve ilişkide bulunmamaya karar vermiş olan milletten ordunun ayrılamayacağını, olayın iç yüzünü bilen ve o çevrede bulunan biz kolordo komutanları arza mecbur olduk deniyordu.
İşte bu telgraf suretinin bütün kolordularca İstanbul’a çekilmesinin uygun olacağı düşünüldü. 11 Eylül günü telgraf başında kolordu komutanlarına şu talimatı verdim:
“Şimdi bir suret vereceğiz.Bu suretin 3. ,15., 20., 13 ve 12. Kolordu Komutanlarının ortak imzalarıyla çekilmesini uygun görüyoruz. Okuduktan sonra diğer komutanlarla aynı zamanda çekmek için bekleyiniz.
-Devamı Haftaya-


