İçeriğe geç
Köşe yazısı

Köşe yazısı

Büyük Nutuk – Mustafa Kemal Atatürk

Güneş Haber Merkezi 4 dk okuma 1.535 okunma
Allah korusun, eğer İzmir Yunanistan’da kalır ve aramızda bir savaş çıkarsa, düşmanımız, Yunanistan’dan vapurlarla asker getirebileceği halde, acaba biz Erzurum’dan hangi demiryolları ile ulaşımımızı sağlayabileceğiz. O halde, Amirakan mandası her şeyden önce bir kefil ve yardımcı bulmak için gereklidir. Hatip, sözlerini şu cümle ile bitirdi: “Eğer sunmuş olduğum bu açıklamalarla ilerideki görüşmeler için bir giriş yapabildimse ne mutlu.” Efendiler, bu parlak ve ustalıklı nutkun, dinleyenlerin düşünce ve görüşleri üzerinde yapabileceği yanıltıcı etkinin derecesini kolaylıkla takdir buyurursunuz.Zihinlerin bunun ardından gelebilecek aynı görüşteki hatiplerin konuşmalarıyla büsbütün karışmasına meydan vermemek ve kendilerini özel olarak aydınlatıp yol göstermeye fırsat bulabilmek için, hemen on dakika dinlenelim efendim diyerek oturuma ara verdim (saat: 17.30)

Efendiler, bu nutkun son cümleleri üzerinde dikkatle durulmaya değer. Refet Beyefendi, Yunanlılar’ın İzmir’i işgalini geçici sayıyor ve savaş halinde olduğumuzu kabul etmiyor. Yunanlılar İzmir’de kalır da savaş durumuna girilirse başa çıkamayacağımız görüşünü savunuyor.

Bundan sonraki oturumda Bursa temsilcilerinden Ahmet Nuri Bey,manda aleyhinde uzun bir konuşma yaptı. Hami Bey, buna daha uzun bir konuşma ile cevap verdi. Gerçekten de epey uzun olan konuşmasının sonlarına doğru, anlattıklarını şu bilgilerle doğruluyordu:

Fakat şimdi biraz da işin kesin bildiğim bir yanından söz edeceğim. Konunun bu safhasında, ilgili zat ile şahsen bağlantı kurmuş olduğum için, sözlerim tahmini değil, kesin bilgilere dayanmaktadır.İstanbul’dan hareket etmeden önce, eski sadrazam İzzet Paşa Hazretlerini ziyarete gitmiştim. Herhalde bir manda ihtiyacında olduğumuza kendileri de inanıyorlardı. Bendenizden de bu konudaki düşüncemi sordular. Ben de düşüncelerimizi arz ettim. Birkaç gün sonra bendenizi çağırtıp şu açıklamayı yaptılar: Suriye ve Adana bölgesinde dolaştıktan sonra, İstanbul’a gelip siyasi partilerin görüşlerini öğrenmeye çalışan Amerikan Araştırma Komisyonu üyeleri, İzzet Paşa’yı konağında ziyaret ederek, Anadolu’daki milli teşkilatın Türk milletini temsil ettiği inancında olduklarını ve paşayı da (yani İzzet Paşayı) bu işin öncüsü bildiklerini söylemişler ve eğer siz Erzurum ve Sivas Kongrelerine Amerikan mandasını kabul ettirirseniz, Amerika da Osmanlı mandasını kabul edecektir, demişler. Paşa, bunu bendenize açıkladıktan sonra, bu milletin bir savaşa daha gücü kalmadığından ve herhalde böyle bir çareye başvurmak zorunda kaldığımızdan söz etti. Sivas’a gittiğim zaman oradakilere bu durumu anlatmamı tavsiye ettiler.İzzet Paşa’nın inancı da, bu şekilde istenecek bir mandanın yüzde doksan kabul edileceği. Yalnız bizim için birtakım şartlar ileri sürmenin zorunlu olduğu yolunda idi.. Hatta Paşa, Amerika için milletin isteğine dayanmayan bir mandayı kabul etmek mümkün olmadığından, kongremiz tarafından gösterilecek isteğin Avrupa devletlerine karşı Amerika lehinde bir dayanak noktası olacağını da söyledi. Bendeniz bu meseleyi İstanbul’dan şifre ile Erzurum’da Rauf Bey’e bildirdim. Mandanın kendinden çok adına karşı çıkanlar boşuna endişeleniyorlar.Kelimenin bir önemi yoktur. Önem işin gerçeğinde ve niteliğindedir. Manda altına girdik demiyelim de isterlerse varlığını ebedi olarak sürdürecek devlet olduk diyelim.

Bu son söze cevap verenler arasında, Husrev Sami Bey’in şu sözleri işitildi: Fakat bizim bu çalışmalardan beklediğimiz kendimizi savunarak, sonsuza kadar varlığını koruyacak bir millet olduğumuzu ispat etmektir! Daha sonra Kara Vasıf Bey söz aldı. O günkü toplantının sonuna kadar konuştu. Vasıf Bey’in uzun sözlerinin özetini, zabıtlara olduğu gibi geçmiş olan şu cümlelerle yüksek dikkatlerinize sunuyorum: Bütün devletler bizi tamamen bağımsız bırakacaklarını söyleseler bile, biz yine bir dış desteğe muhtacız. (Vasıf Bey, sözlerinin başında mandaya ve dışarıdan destek adını verelim demişti.) Dört yüz ila beş yüz milyon lira borcumuz var.Bu parayı kimse kimseye bağışlamaz: Bize bunu ödeyiniz diyecekler. Halbuki bizim gelirimiz bunun faizine bile yetecek kadar değildir. O zaman güç bir durumda kalacağız. Bunun için bağımsız olarak yaşamaya mali durumumuz elverişli değildir. Sonra, yanı başımızda, bizi bölüşmeyi emel edinmiş devletler var. Onların ihtirasları karşısında mahvoluruz.Parasız, ordusuz ne yapabiliriz? Onlar uçakla havada uçuyorlar. Biz hala kağnı arabasından kurtulamıyoruz. Onlar savaş gemisi yapıyorlar, biz yelkenli bir gemi yapamıyoruz. Bu şartlar altında bugün bağımsızlığımızı kurtarsak bile yine günün birinde bizi bölüşürler. Vasıf Bey,konuşmasını şu sözlerle bitiriyordu: … İstanbul’daki Amerikalılar mandadan korkmayınız.Milletler cemiyeti Tüzüğünde yeri vardır diyorlar. İşte bütün bunlardan dolayı İngiltere’yi kendimize sürekli düşman Amerika’yıda en az kötülük gelebilecek bir devlet olarak görüyorum.Eğer uygun bulursanız, buradan İstanbul’daki temsilciye bir mektup yazıp gizlice bir heyet göndermek için bir torpido isteyebiliriz. Eylül’ün dokuzunda Salı günü yapılan toplantıda, manda meselesine dokunan Rauf Bey’in zabıtlara geçen konuşması aynen şöyledir:Bu manda konusu üzerinde şimdiye kadar gerek basın ve gerekse bazı çevreler tarafından birçok sözler söylendi. Gerçi yüksek heyetiniz dış destek prensibini kabul etmiş ise de, bu desteği kimden isteyeceğimiz açıklanmadı. Bunun Amerika olduğu dolaylı olarak anlatılıyorsa da, bence doğrudan doğruya belirtilmesinde bir sakınca olamaz.

-Devamı Haftaya-

Bayrak bir milletin bağımsızlık alametidir. Düşmanın da olsa hürmet etmek lazımdır. (1922)

Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağım oldu. Kendimi hiçbir zaman Osmanlılığın telkin ettiği başka ulusları öven ve Türklüğü aşağı eksiklik duygusuna kaptırmadım.(1931)

Mustafa Kemal Atatürk

Bu sayıda daha fazla

Bu sayının tamamı