Köşe yazısı
TERLİKSİ HAYVAN
Hele ki ayakkabı fırlatmak ile Türk‘ün hiç işi olmaz. Evvela öncelikle onu bir bulması gerekir. Bizde bu yönde fırlatma bir tek annelerimizin küçükken hedefi tam ortalayıp menzil atışı şeklinde, kardeşlerin ev kıta sahanlığındaki it dalaşı sonrası geleneksel terlik talimlerinden ibaret olmuştur hep. Bu iş cirit atma gibidir, bir nevi ata sporu özelliği taşır.
En azından daha düne kadar durum böyleydi. Derken bir de öğrendik ki meğer Arap kültüründe ayakkabı fırlatmak çok ağır hakaret anlamına geliyormuş. Bir nevi ananı da al git gibi bir şeymiş. Ya da hani siz Türkler nasıl diyor “kelle, askerlik yan gelip yatılacak yer değil,kriz teğet geçti, yok anam biraz sürtünüp geçti, hafazanallah giderayak Allah bilir bu kriz bize adli tıp‘a konu olacak daha neler neler yaptı da geçti” gibi bir şeymiş. Biz gerçekte bu durumla Iraklı gazeteci El Zeydi 46 numara ayakkabısını hem de ırak sınırları içerisinde Amerikanın Lord of The Eski Başkanı Bush‘a fırlatırken tanışmış olduk vesselam.
Gerçi o ayakkabı adamcağıza eski usul bir grup işkence deneyimi yanında gider babında bir de ön dişlerine mal oldu ama serbest bırakıldığında da artık kendisi resmen Sin City kıvamında bir kahramandı. Aslına bakarsanız ortada sorun da yok şimdi. Bilakis kendisi arap şeyhlerinin vaadleriyle dökülen dişlerinin yerine en afilisinden altın yaldızlı 365 parça Kütahya porselen bile yaptırabilir.
Biz tam arabesk diğer bir deyişle oryantalist vakıalara alışmışken bu sefer de bizlerden halis muhlis Turkish bir cesur yürek çıkıp IMF başkanının kafasına hoş antremansızlıktan olsa gerek tutturamasa da kaderin acayip bir cilvesi olarak çakma amerikan marka ayakkabısını fırlatıverdi. IMF başkanı keşke bir bilse onların çıkarcı politikaları ve bizim öz hakiki yerli iktidarların kısır atılımları neticesinde o ayakkabıyı havada tutup ayağına giyecek ne kadar çok insan var bu memlekette. Ama o, bizim genç kadar bile cesur olmayı beceremedi. Sözde brifingini özel bir üniversite yerine keşke ODTÜ ya da Ankara Üniversitesi gibi bir devlet üniversitesinde verseydi. İşte o zaman bu sefer yer itibariyle sıkı şekilde antremanlı olmaktan kaynaklansa gerek o hedef annelerimizin bizler küçükken terlik atma ve on ikiden tutturma alışkanlığından olsa gerek kesin şaşmazdı.
Velhasıl biz fen bilgisi dersindeki tek hücreli terliksi hayvanı da hep annemizin misafir terliğinin uydu fotoğrafı sanarak büyüdük. Meğerse iş terlikte değil resmen sömürü sever hayvandaymış. Tek hücreli canlılar koca bir dünyayı sonsuz bir açgözlülükle yemeye, geri kalan organizmaları yok etmeye, Bülent Ersoy misali yaşamak için öldür felsefesini benimsemeye kendilerini adayınca böyle oluyormuş. Bizim fen bilgisi hocalarımız bir bu kısmı bir de arap kültüründeki yerini anlatmayı atlamış. Onlarınki de besbelli antremansızlıktan olsa gerek. Bir de arabın eline ayakkabı, türkün eline terlik geçmeye görsün, tarih İsa’yı bırakır da miladını değiştirir vesselam.


