Yeni Çağın Baskın Karakteri
Amerika, yarım asrı aşkın bir süredir tartışmasız üstünlüğünü kabul ettirmiş bir global güç. Hızla kendini yoktan var eden bir millet. Üstelik, hep eleştirir, deriz ki:
Bunların bir soyu bile yok
Bunların ataları çapulcudur
Bunlar pek akıldan, zekadan nasiplenmemiş
Eğitim sistemleri zayıf vs. vs.
Tüm bunlara rağmen bu hızlı yükselişi neye borçlu bu millet? 1933 yılında, yoğun ısrarlar, sunulan eşsiz imkanlarla Princeton Üniversitesi’ne alınan Albert Einstein’a kattığı değere borçlu. Onu alıp “Gelmiş geçmiş en dahi insan” yapmasına borçlu. Sonra, Pearl Harbour’u bahane edip Japonlara savaş açmasına borçlu. Sonra, bu Pearl Harbour’u çok iyi pazarlamasına borçlu.
Daha sayalım... Dünya standartlarında bir altın rezervi karşılığı bulunmayan parasına kattığı uluslar arası değere borçlu. Petrolü alıp bunun envai çeşit uygulama alanını hayatımızın her santimine sokmasına borçlu. Elektriği yaygınlaştırıp, bunu da alabildiğine hayatımıza sokmasına, şimdi hala elektrik piyasasındaki tüm imalat güçlerini elinde bulundurmasına borçlu. Tüm bunlar ve daha fazlasıyla, ekonomi piyasalarını istediği şekilde kurup yönlendirmeye borçlu.
***
Öncelikle, bunları yapan milleti tebrik etmemek bir saygısızlıktır. Gerekmekte olan bu saygı, doğanın kanununa duyulan saygıdır. Biz ABD’yi sevmeyiz. Ona saygı duyalım dediğimde hemen kaşların nasıl çatıldığını görür gibiyim. Ancak, Fatsa’da San Francisco tarzı yaşarız. İzmir’de California tarzı yaşarız. İstanbul’da New York tarzı yaşarız. TV’de yerli bile olsa SitCom izleriz.Ya da kahramanlarımız Amerikan kahramanları gibi asar keser, vurur kırar. Saymakla bitmez semptomları olan bir kopya hastalığına yakalanmış olmaktan gocunmayız.
Ben ABD’ye bir bütün olarak sempati duymam. Ancak doğal duruşuna saygı duymak zorundayım. Değer katma yeteneğine saygı duymak zorundayım. Onu güçlü yapan değerlere saygı duymalı, anlamalıyım.
***
ABD dedik. Her zamanki gibi “adamlar yapmış” edebiyatı yaptık. Peki ya sonra? Bu iş bu kadar basit mi? Adamlar neden yapmış? Biz neden yapamamışız? Biz değer katma yeteneği olmayan, Osmanlı resmi kayıtlarında geçen etrak-ı bi-idraki mıyız? Burada uzun soluklu, ancak basit bir saptama yapacağım:
Her milletin, bir genel karakteristiğinden söz edilebilir. Bu karakteristik, gelenek, kültür, genler, günlük rutinler, meslekler, sanat anlayışı, politik sabitler gibi bir çok süreğen etmenle milletin varlığı süresince yaşar, yaşatılır. Bu etmenlerin çokluğu, birlik coşkusu, varlık enerjisi, toplumun kalabalığı, genişleme güdüleri, muhafaza güdüleri gibi bileşenler o milletin ömrünü belirler. Tüm bu anlamda, hareketliliğini sürekli beseleyecek bir enerjisi olmayan milletler zaman içerisinde kaybolur. Bakınız: Romalılar, Helenler vs...
Türk milleti, tüm varlığı boyunca, idari ve askeri dehasıyla ve bunlardan kaynaklı müthiş özgüveniyle tanınmıştır. Bir çok millet bundan çekinmiştir. Türk milletinin, karakteristiğini baki kılan hareketliliği besleyen enerji gelmiş geçmiş tüm kavimlerinkinden üstündür. Bu nedenle, her çağda, her dönemde, Türk milletinin idari ve askeri yetenekleri, birden fazla devlet tarafından yaşatılmış ve tarihte, bir Türk devleti’nin olmadığı hiçbir dönem görülmemiştir.
Şimdi, benim burada bahsettiğim mevzu, kafatasçı bir algıya sebep olabilir. Biz sadece Türk’üz başka bir şey değiliz! Bir tek buna ihtiyacımız var, gerisi yalan! dememem, diyemem. Ancak, idari ve askeri yeteneğimizin kaynağı budur, ve asla kaybolmayacaktır derim. Her mecliste de bunu savunurum.
***
Bugün, bir milleti güçlü yapacak en önemli karakteristik, askeri ya da idari beceri değildir. Bugün, değer katma yeteneği, her şeyin üstünde bir karakteristik güç sağlamaktadır. Bunu sayfalarca örnekle açıklayabilirim. Ancak, yakından basit iki örnek vereyim. Yakın yöremizdei, Bentoit, Diatomit gibi çok önemli endüstriyel hammadeler mevcut. Bunların dünyada oluşmuş pazarları mevcut. Nasıl çıkarılacağı, nasıl işleneceği, nereye satılacağı, DPT ve MTA tarafından çok detaylı işlenmiş durumda. Konuyla ilgili mali teşvikler var.
Yıllardır bunları işleyip dünyaya satan yabancı kökenli firmalar var Ülkemizde. Fatsa’da da var. Bizim yerli yatırımcımız bunu yapamıyor, yapmıyor. Bu örnek çok basit bir örnektir. Ancak benim altını çizmek istediğim konu, yerli yatırımcının bentoit işleyememesi değil. Yabancıların gelip bunu yapması da değil. Herhangi bir ürünü alıp çıkarana helal olsun. Ancak kendinde o gücü görmeyen, yabacıları ayakta alkışlayana da hayret olsun.
Gidip bentoit’i pişirip eleyip çuvallamak ona sınırlı bir değer katar. Ancak! Neticede biz bunu yine yok pahasına Avrupa’ya satarız. Onlar işler, deterjan ham maddesi yapar. Amerikan firmaları alır deterjan yapar bundan. Ülkemize gelir, bir ağ gibi örerler ticari yapılarını. Türlü etiketlerle aynı malı bize satarlar. Pardon satmazlar. Haraç keseler. Çünkü biz derelerimizi, yer altı su kaynaklarımızı kirletmek için o deterjana muhtacız! Sanki başka bir türlü temizlik mümkün değilmiş gibi!
Demek ki, burada mühim olan, onların yaptığını bizim yapamayışımız değil! Elimizdeki bunca cevhere kendimizce değer katmayı beceremeyişimiz! Mevcut cevherlerimizden bir ürün o üründen bir pazar yaratamayışımız! Şu anda, bu yetenek bizde yok. Biz ancak fındık diker, toplar Avrupa’ya satarız. Çikolata yapamayız. Yapanları yaşatmayız!ii Biz burada bina diker birbirimize satarız.
Bu yüzden 72 milyonluk bir ülkede, biz 17 milyonluk Hollanda kadar bir pazar bile yaratamayız!i Demek ki Hollanda bizden tam 5 kat daha yetenekli, değer katmada...
***
Şimdi bu isyankar yazıda biz kime kızdık? Aslına bakarsanız, kendimizden başka kimseye. Çünkü bu sözü geçen devletler, milletler, karıncalar gibi bir yürek olup çalıştıklarından elde etmiyor yeteneklerini. Örneğin eletkrik. Elektrik piyasasını kurmak için Edison ile Tesla kıyasıya bir rekabete girişiyor 19. yy başlarında. Uzatmadan söyleyeyim, bu milletleri güçlü yapan, içindeki başarılı girişimci bireylerdir! Ve bu bireyleri güçlü yapan, hırsları, çabaları ve hedeflerine yürümekteki kararlılıklarıdır! Ne yapıp edip başarmalıdır!
Bizi de Osmanlı’yı kurup cihana hükmetmeye iten, güçlü önderlerdi. Hem bizde onlardan öyle çok olmuştur ki tarih boyunca, her devir yıkılan, her devir dağılan halklarımız küllerinden doğmuştur.
Bizi bu özelliğimizi yitirmeye iten nedir? Aslında biz değer katma yeteneğimizi kaybetmedik. Biz bundan korkar olduk. Çünkü birey olmaktan korkar hale getirildik. Araştırmadan suçluya kanaat getirmek zordur, ancak genel bir bakış açısıyla, ben bunu yöneticilerin kendi milletinden korkmaya başlamasına bağlıyorum.
Selçuklu dönemi ve 14.yy beylikler Anadolusu’na baktığımızda, Türk boyları arasında siyasi bir birlik sağlamanın ne denli güç olduğunu görüyoruz. Geri gidiyoruz, Kutluk da bundan muzdarip, Göktürk de... Bilge Kağan, Orhun abideleri’nde hayatını anlatırken, gittiği onlarca seferin çoğunu sürekli ayaklanan 9 oğuz boyuna yaptığını ifade ediyor.
Bence yüzlerce yıldır, Anadolu’nun yöneticileri, bundan çekindi ve sistemli bir saray medeniyeti kurarak etrak-ı bi-idrak’tan uzaklaştı. Etrak-ı bi-idrak, her dem ümmetçiliğe yöneltildi. Birey olma duygusu kaybettirildi. kendi olma duygusu, yeteneği, kimliğinden sildirildi. Bence en büyük asimilasyon kendi milletimize yapıldı.
Bu ne kadar doğru, yorum tarihçilere düşecektir. Ben gördüğümden bir saptama yapıyorum.
***
Peki hep böyle mi gidecek? Ben bu milletin karakteristiğinin silinebileceğine inanmam. Olsa olsa, bizim fındık közü gibi, üstü örtülür. Karılıp harlanınca yine alevlenir.
Tarihte, durağan, oturaklı, güçlü ama hantal kavimlerin, hareketli kavimlerle kaynaşıp şahlandığı sıklıkla görülür. Yunan medeniyeti, böylece Makedonlarca canlandırılmış, Helen toplumu ortaya çıkmış. İslam medeniyeti, böylece Türkler tarafından şahlandırılmış, Osmanlı ortaya çıkmış.
Ben inanıyorum ki, bu köklü ancak hantallaşmış Türk İslam Kültürünü, de şahlandıracak bir kültürel canlanma yaşayacağız. Ve inanıyorum ki, bunu daha cahil gördüğümüz, daha dinamik bir kültür sağlayacaktır. Belki bunlar, Sovyet’lerden özgürlüğünü alan Türki dostlarımız olur... Onlara kapılarımızı daha çok açmalı, toplumumuzu renklendirmelerine izin vermeliyiz.
*Osmanlı Arşivlerinde Andolu’daki Türk Halkı için kullanılan ifade. Bilinçsiz Topluluk demek.
** Fatsa ve Ünye’de ama en büyük rezervler Fatsa Kavaklar Deresi’nde.
** Rahmetli Ünal Sagra’nın ruhu şad olsun...
*Hollanda’nın 2008 Gayri Safi Milli Hasılası: 868,940 Milyar $, Türkiye’ninki: 729,443 Milyar $
Facebook'ta Paylaş
