BİR BAŞKA OLUR AĞALARIN DÜĞÜNÜ
Bu başlığı neden attım? Geçen hafta Abazdağı’nda, İrfan Topçuoğlu’nun oğlu Mühendis Ercan’ın düğününe davet edildim. Ben Alevilerin başkenti Abazdağı’na, Gürcülerin başkenti Kabakdağı’ndan gözlemci olarak çağrıldım. Denetleme görevim de var. Ben de zaten meraklıyım. Semah olur diyorum (ama o düğün oyunu değildir.) Aşıklar gelir atışmalar olur! Bu bir kültürdür. Olmazsa kuru saz olur. Daha da olmazsa yakın bir Alevi köyünden getirilir. Saz çalmak dünyada bu topluma yakışır. Aşık divan sazını kucağına yatırır. Başını sazın üstüne yıkar. Hudey Hudey Hudey, Dem Dem Dem diye başlar. Sazı mızrapla değil elle (şelpe) çalar! Sonra türkünün bir bölümünde sazı sapından çalmaya başlar. Usulca türküyü bitirir. Peşinden yine şelpe Haydar Haydar der. Dost dost geçer. Eğer zorlarsan bir de mersiye okur. İşi bitirir, bu bir kültürdür.
Tabi bunlar benim şahsi kanaatimdir. Ama mi-safir umduğunu değil bulduğunu görür. Ben de şunu gördüm. Büyük bir çadır kurulmuş. İçeride 450 sandalye 48 masa var. (Sayı doğrudur, benden kiralandı) Çadırın içerisi ful dolu. Masalarda ahali işret ediyor. Masa düzeni U şeklinde ortası boş bırakılmış. Tabi bunun sebebi bana göre Kabakdağı’nda gelen ağır misafirler rahat etsin diye!
Çadırın girişinden solda bir elektronik org var. Cas cas carlıyor. Çadırın sağında gençlerin oynadığı yer var. Ben o bölümde gençler SANATSAL oyunlar oynayacak diye bakıyorum. Org çalan sanatçı ile gençlerin arasında şöyle bir duygusal diyalog var. Orgcu sanatçı: Beni çok alkışlamazsanız çalmam diyor. Gençler de kolbastıyı doğru çal lan!! diye orgcuya övücü kelimeler kullanıyorlar. Evet çadırın içinde dörtyüz elli kişi var dedim ya! Dışarıda da o kadar adam var. Onlar oyunculara değil, masada işret edenlere dikkatle bakıyorlar! Birisi sarhoş olup yıkılsa da onun yerine otursak diye.
BENİM DURUMUM
ABD Bşk. Obama yabancı bir ülkeye gitmeden önce CİA ajanları o ülkeye gider, gereken alt yapıyı o gelmeden hazırlarlar. Benim de bir elemanım o çadırda görevli. Ben arabayla arpalığa gelince onu telefonla aradım, gereken hazırlığı yap dedim. O da bana her şey hazır abi dedi. Ben çadırın önüne geldiğimde sol tarafta MUHARREM SERİ’yi gördüm. O da Sudere Köyü’nü temsilen gelmiş. Necip bir Gürcü. Çadırın önünde birinin yanına dikilmiş. İçeride işret eden biri yıkılsa da hiç olmazsa karnımı doyursam diye bakınıyor. Yanında da iki koruma var. Ben onları görmemezlikten geldim. Bizim Muharrem pala bıyıklı kel kafalı tam eşkiya koçero kılıklı bir adam. İnsan o bıyıklarının ucundan az aldırır da o merasime öyle icabet eder! İnanın Abazdağı’nda o düğünde öyle pa-labıyık adamlar var ki, bizim Muharrem gibi iki adamı bıyıklarının kenarına oturtmuş, hem rakı içiyor, hem de bıyıklarına oturtduğu adamlarla sohbet ediyor. Ben onların yanından ona bakmadan geçtim. Hiç durmadan çadırın ortasına doğru yürüdüm. Tabi orada Kabakdağlılara 30 saniyede masa kuruldu, servis açıldı. Arkamdan bir ses duydum. Muharrem efendi, sen de Kabakdağlıların peşine takıl da karnını doyur!!!
Tabi bildiğiniz gibi Kabakdağlılar kültürlü insanlar. Sağ yanımda iletişim fakültesi mezunu bir arkadaş, solumda da on bir yıl Almanya’da mühendislik ilmi irşat etmiş çelik konstrüksiyon mühendisi bir arkadaş var. Tam oturduk, karşıma Muharrem Seri ve iki koruması geldi. Korumalardan 1.90 boyunda olanı, ben Muharrem Seri’yi korumak için dikildi sanıyorum. Sen belinden silahı çıkar havaya 14 el saydır. Sen misin saydıran? O çadırda ben diyeyim 50, siz deyin 150 kişi aynı anda silahına davrandı. Bize doğru başladılar ateş etmeye. Baktım altı Gürcü aynı anda telef olacağız, tam siper masaya yattım. Aynı anda sağ kulağımda bir yanma ve ıslaklık hissettim. Dedim herhalde vuruldum. Meğer tam siper olurken sağ kulağım kaynar çorba kasesine girmiş, yanma ondanmış!!! Gözüm bir ara Muharrem’e takıldı, o da tam siper , yalnız şaşkınlıktan tavuklu pilav dolu kaşığını ağzına değil, kulağına sokmaya zorluyor. Tabi Muharrem de, ben de eski külhanbeylerdeniz. (Adam vurduğumuz görülmemiştir ama) Tedbir almasını biliriz!
Baktım Selim beni çekiştiriyor, Muharrem’e de bakıp ne yapıyorsunuz. Kaldırın kafanızı, o silahlar kuru sıkı demez mi? İşe bak, olay iyi ki yemek başlamadan oldu! Ya yemekten sonra olsaydı? İnanın Muharrem’le ben pantolonun paçalarını bağlayıp Fatsa’ya gelmemiz icabederdi!!!
Ben şimdi ne yaptım? İki kadim dostumun Kabakdağlıları methetmek için aleyhinde attım ama hiçbirine maddi zarar vermedim! Bu AKP ise kendisini ön plana çıkarıp bir şey yapıyormuş gibi yapıp herkesi maddi zarar uğratıyorlar!!
Allah’ını seven AKP’li, Fatsa’ya hizmet etmesin”
Bunlar Fatsa’nın otopark sorunu var dediler. Bu sorunu beleşten çözmeye kalktılar. Sözde para vermeyecekler. Yerin altına otopark yapacaklar, üstünü de yeşil alan bırakacaklar. Güzel plan ama değil mi? Fakat gizli iş bitiren aşikara doğrudur misali işin sonunda gül gibi Carfur park çıktı. Yarın bunun içinden de madopark çıkacak. Biz bunların ard düşüncesi var deyince karşı çıkanlar şimdi kendi ekmeğimize sahip çıkalım diye afiş bastırıyor.
Bu Carfur yarın memleket çocuklarının açtığı büyük marketleri zor duruma düşürecek. Çünkü Carfur profesyonel tüccar. Küçük esnafı butikten, bijuteriye, kafeteryadan bilmem nereye kadar herkesi etkileyecek. Maddi olarak memleketi sömürecek. Bu memleketin okumuş yazmışları Fatsa’ya sahip çıkmadınız. Makarna, bulgur takviyesiyle memleketin yönetimini ele alanlar, birilerini abat etmeye devam ediyorlar. İş işten geçti. On dört dönüm yer bedava başkasına verildi. Zararı da tüm esnafa dokunacak. Onun için bundan sonra delikanlı Fatsalılar, alış verişlerini kendi çocuklarının marketlerinden yapar. Belki daha az zararla kurtulurlar.

