İÇİMİZDEKİ ÜNYELİLER
Bu Ünyeliler farklı insanlardır. Menfaatlerinin olduğu yere hicret ederler. Fatsa’da bol miktarda bulunurlar ama Ünye’de yerleşmiş bir Fatsalı bulamazsınız. Fatsa’da üç cins Ünyeli vardır. a)Anası Ünyeliler. b)Anası-babası Ünyeliler. c)Anası Ünyeli, babası başka Sürmeneli Ünyeliler. Benim annem de Ünyeliydi. Dolayısıyla tüm Ünyeli hanımlar benim doğal teyzelerimdir. Bunlar çok vefalı insanlardır. Kocasını toprağa koymadan ölene pek rastlanmaz. Kocalarını önden gönderip, aşağıdaki işleri toparlatırlar.
Bunlardan doğan çocuklara pek güvenilmez.”Ben hariç.” Anası-babası Ünyeli olup da Ünye’de doğduktan sonra Fatsa’ya hicret edenlere ise hiç güvenilmez. Çünkü Ünye Fatsa’dan daha evvel kurulmuştur ve diğer medeniyetlerin bunlar üzerinde etkisi vardır. Bu teyze oğulları başka medeniyetin çocuklarıdır.
Ben Ünye’de dost toplantılarında konuşurken iyi bir iş yaptıysam anam Ünyeli olduğu için bu güzellikleri yapıyorum derim. Kötü bir yaptıysam “ne olacak, benim gibi kötü adamı ancak Ünyeli karılar doğurur diye savunmaya geçerim.” Suçu hiç üstüme almam.
İşte böyle bir dost toplantısında Ünye’de konuşuyorum. Dedim; benim annem Ünyelidir, Çatalpınar’dandır, Tahmazoğullarından asil bir kadındır. (anamı sağlama aldık.) Bizim Zeki Yangın’ın da anası Ünyeli’dir. O da Becioğullarından asil bir insandır, o da Çatalpınarlı’dır. Çok asil bir teyzemdir dedim, onu da sağlama aldım. Sıra Haşim Bursalıolu’nun anasına gelince puştluk damarlarım kabardı. (Affet beni Aysel teyze) O dedim Ünye’nin Çamurluk Mahallesi’nden Çayırezmezin kızı. Oralılar yani o mahalleli karılar biraz muammalı olur dedim. Tam karşımda Nadi Çolakoğlu oturuyor. Nadi abinin suratı allak bullak oldu. Müdahale etti. Neden oranın karıları muammalı? dedi!! Meğer gerçekten Ünye’de Çamurluk Mahallesi varmış. Nadi abi de o mahallede oturuyormuş. Ben baltayı taşa vurduğumu anladım. Abi ben bir koşu su dökünmeye gideyim dedim ve oradan tüydüm, altı ay Ünye’ye uğramadım.
Bu olaydan sonra dayım Ünye’den yanıma geldi ve ona anlattım. Çok güldü. Gülmekten gözyaşlarını silerken bana şu tarihi gerçeği söyledi. “ANAN DA O MAHALLEDEN GELİN OLDU!! Dondum kaldım!! Yalnız iş bankasında çalışan bir arkadaş var; Ümit. Onun anası da Ünyeliymiş, yeni duydum. Birader senin anan Ünye’nin hangi mahallesinden dedim. Abi Allah’ını seversen kurcalama dedi. Ben de pek üzerine gitmedim. Ne de olsa teyze oğlu!!
“ÖMER ABİ”
Yukarıda yazılı anası, babası, kendisi Ünye’de doğup Fatsa’ya hicret etmiş bir abimdir. Soyadını gizlilik ilkesine uyarak vermiyorum. Yazının sonunda bakılım onun kim olduğunu anlayabilecek misiniz? Bende şeytan tüyü olduğu için bunlar bana kızamazlar, bana haşarı çocuk muamelesi yaparlar ve beni dövmezler.
Bir pazar günü eczacı Leon abinin kız kardeşi Aznif hanımın vefat ettiğini duydum. Rahmetli beni Müslüman adetlerine göre defnedin demiş. Kendisi Ermeni idi, sonradan Müslüman olmuş. Müslümanlar arasında bir ömür geçirmiş. Aznif hanım çok değerli bir insandı. Ermeni adetlerine göre gömülmeyi arzu etse yine cenazesine giderdim. (Yalnız Ömer abiden şüpheliyim, onu kan çekmiş olabilir.) Ayrıca onların tek tük kalmış Ermeni dostları da orta caminin avlusundaydı. Cenaze namazı kılınırken onlar da Müslümanlarla birlikte saf olup cenaze namazını kıldılar. Çok anlamlı bir cenaze oldu. Çok da kalabalıktı. Fatsalılara da bu delikanlılık çok yakıştı.
Hep beraber asri mezarlığa gittik. Defin işi yapılırken hocalar dualar okuyor. Birkaç Ermeni misafir kaçamak gözlerle birbirlerine bakıyorlar, zaman zaman da bana bakıyorlar. Ben Ömer abinin kolundayım. Abi “bunlar bana neden bakıyorlar” diye fısıldadım. O da ne bileyim ben dedi!! Ama ben hemen anladım. Ermeniler siyah şık kostüm giymişler. Tesadüfen benim üzerimde ayakkabıdan monta kadar bütün elbisem siyah. Adamlar az çok birbirlerini tanıyorlar ama benim nerenin Ermenisi olduğumu pek çıkaramadılar. Ben hemen Durmuş hocanın dualarına yüksek sesle amin amin deyince, benim çakma Ermeni olduğumu anladılar. Bu sefer Ömer abiye dikkat kesildiler. Ömer abinin tipi biraz kayık. Gerçek Ermeniler genetik olarak biraz esmer, biraz da kıllı olurlar. Ömer abi esmer ama kılsız! Olsun olabilir.
Ömer abi, Ünye’de Karakin ustanın, Ohannes ustanın yanında terzi çıraklığı yapmış. Büyük bir ihtimal kan çekiyor tabi. Mezarlık çıkışı Ermeni misafirler Ömer abiye sıkı sıkı sarılıp ona da taziyede bulundular. Bu hareket içime biraz kurt düşürdü ama ne de olsa teyze oğlu pek ses etmedim. Peki bu abimi tanıyabildiniz mi? (Yalnız burada Ermeni sözcüğüne pek takıntı yapmayın. Onlar bu memleketin son temel taşları ve Fatsa’nın en eski aileleridir.)
Hala tanıyamadıysanız devam ediyorum. Bizim bir Nusret dayımız var. Onun da soyadını veremiyorum. Kendisi silah ve mermi satıcılığından tekaüt olmuştur. Ergenekon işi var, adama sebep olmayalım. Nusret dayı kaçakçılığı bırakınca arıcılığa başladı. Her yıl mevsim gelince arıları güneydoğuya götürür. İşte o günlerin birinde Nusret dayı hazırlık telaşında. Ömer abiyle ben de, Ömer abinin dükkanının önünde oturuyoruz. Nusret dayı beni çok sever. Uşuğum hadi seni de götüreyim dedi. Dedim ben orada ne yapayım. Dedi ki, NEMRUT’u görürsün! (Adıyaman’da Nemrut Dağı) Dayı dedim, ben burada hen gün Ömer abiyi görüyorum, Nemrut’u görmeye oralara kadar gitmeme ne gerek var?
Dip Not: Sizi test ediyorum. Bu Ömer abimi hala tanıyamadıysanız siz öz Fatsalı değil, çakma Fatsalısınız.
Varol Tandoğan abi: Malzemeyi az kullan tüketirsin diye beni uyarmış. Abi merak etme, damarlarımda bu kan oldukça , bende palavra bitmez.
Almanya’dan Mehmet: O işte cırt Hasan abim haklı, Orhan Güneş haksız. Teferruata girmiyorum.
İstanbul’dan Yusuf: At çalmayı çok güzel anlatmışsın. İşi bırakıp at çalasım geldi diyor. Birader Çarşamba orada, atlar da orada. Bin uçağa gel bir at çal. Seni alnından öpeyim.
Facebook'ta Paylaş

